“Ben dinlenirsem çocuğuma haksızlık olur.”
Bu cümleyi kaç kez kendinize söylediniz? Kaç kez uykuyu, yemeği, hatta nefes almayı ikinci plana attınız? Kaç kez “biraz daha dayanayım, sonra dinlenirim” dediniz ve o “sonra” hiç gelmedi?
Eğer bu satırları okurken içiniz sızladıysa, lütfen bilin ki yalnız değilsiniz. Ve daha da önemlisi, bu hisler sizin yetersiz olduğunuzu değil, sadece insan olduğunuzu gösterir.
Özel gereksinimli bir çocuğa sahip olmak, fedakârlık demektir. Bunu en yakından biz biliyoruz. Ama fedakârlıkla kendini yok saymak arasında çok ince ama hayati bir çizgi vardır.
En çok gördüğümüz tablo şudur: Çocuğu için gece gündüz demeden koşturan, her seansı kaçırmamak için takvimini yeniden düzenleyen, terapilerden sonra eve gelip yine eğitime devam eden, kendi yemek yeme saatini unutan, arkadaşlarını görmeyi, bir kahve içmeyi, hatta duşta beş dakika sessiz kalmayı bile “lüks” gören ebeveynler…
Peki sonuç ne olur?
Sürekli alarm halinde olmak
Gelecek kaygısıyla sabahlara kadar uykusuz kalmak
“Acaba yetemiyor muyum?” sorusuyla her gün savaşmak
Ve en sonunda… tarifsiz bir tükenmişlik.
İşte bu noktada durup kendinize şunu söylemelisiniz:
“Tükenmişlik, başarısız olduğum anlamına gelmez. Sadece çok uzun süredir kanat çırptığımı gösterir.”
Hiçbir kahraman hiç durmadan uçamaz. En güçlü kuşlar bile ara verir, kanatlarını dinlendirir, yeni bir rüzgârı bekler. Siz de öylesiniz.
Kendinize ayırdığınız o on beş dakika, çocuğunuzdan çaldığınız bir zaman değil, tam tersine onun için topladığınız enerjidir.
Ne kadar çok dinlenirseniz, o kadar sabırlı olursunuz. Ne kadar çok kendinize zaman ayırırsanız, o kadar şefkatli olursunuz. Ne kadar çok kendi ihtiyaçlarınızı görürseniz, çocuğunuzun ihtiyaçlarını o kadar berrak görebilirsiniz.
Bunu asla unutmayın:
Dinlenmiş bir ebeveyn, bir çocuğun sahip olabileceği en güçlü destektir.
Çünkü dinlenmiş bir ebeveyn:
Sabırla dinler,
Daha yaratıcı çözümler üretir,
Daha sakin tepki verir,
Ve en önemlisi, çocuğuna iyi bir model olur.
Çocuğunuz sizin ne kadar yorgun olduğunuzu değil, ne kadar huzurlu olduğunuzu hissetmeli. Ve bu huzur, ancak siz kendi bardağınızı doldurduğunuzda mümkün olur.
En başa dönelim: Boş bir bardaktan kimseye su dökemezsiniz.
Bu kadar basit. Bu kadar net.
Eğer bardağınız boşsa, çocuğunuza sunacağınız bir şey yoktur. Oysa siz, içiniz sevgiyle, enerjiyle, sabırla dolduğunda, o bardak taşar ve en çok da çocuğunuza damlar.
O yüzden lütfen, kendinize haksızlık etmeyi bırakın.
Bir arkadaşınızla kahve içmek için zaman ayırın.
Yürüyüşe çıkın.
On dakika boyunca hiçbir şey düşünmeyin.
Uykuyu, yemeyi ve dinlenmeyi bir terapi gibi görün.
Ve en önemlisi: “Bunu hak etmiyorum” hissini kafanızdan atın.
Sevgili anne, sevgili baba…
Belki şu anda gözleriniz dolu, belki içinizde tarifsiz bir ağırlık var. Ama biliyor musunuz? Bu yazıyı okumanız bile bir farkındalıktır. Kendinize sormanız gereken tek bir soru var:
“Bugün kendime nasıl iyi bakabilirim?”
Cevap ne kadar küçük olursa olsun , o cevabı uygulayın. Çünkü çocuğunuzun en çok ihtiyacı olan şey, sizin mutlu, sağlıklı ve ayakta olmanızdır.
Kendine iyi bakmayı unutan her anneye, her babaya…
Bunu duymaya ihtiyacı olduğunu bildiğiniz birine gönderin. Hatırlatsınlar: hiçbir kahraman hiç durmadan uçamaz.
Ve unutmayın: Martı Özel Eğitim olarak biz, sadece çocuklarınızın değil, sizin de yanınızdayız. Çünkü biliyoruz ki, güçlü aile, güçlü çocuk demektir.
Çocuğunuzun gelişimi kadar, sizin iyiliğiniz de bizim önceliğimiz. Destek almak, danışmak veya sadece içini dökmek isterseniz kapımız her zaman açık.